Toplam
:
298911 ziyaretçi
Bugün
:
86 ziyaretçi
Dün
:
354 ziyaretçi
Sayfa 0.81 saniyede yüklendi

 » 
Kanser Haftası

 

 

Duygu ADIYEKE

Diyetisyen

 

Kanser nedir

Vücudun yapı taşları olan hücreler bir araya gelerek dokuları, dokular ise organları oluştururlar. Normal olarak, vücudun ihtiyacına göre bu hücreler oluşur, büyür, bölünür ve gerekli olan yeni hücreleri meydana getirirler. Bu hücreler yaşlandıklarında ise ölürler ve yerlerine yenileri gelir. Bazen bu döngü bozulur;  vücudun kontrolü dışında fazla miktarda hücre oluşur veya yaşlı hücreler ölmeleri gerektiği halde ölmezler. Bu anormal hücrelerin kontrol dışı büyümesi sonucu oluşan doku kütlesine tümör denir. Tümörler iyi veya kötü huylu olabilir. Kötü huylu olanlar ise kanser olarak adlandırılır. Kanser 200’den fazla türü tanımlanan bir hastalık grubudur. Bunlar oluşturdukları organ veya dokuya göre adlandırılırlar. Örneğin meme kanseri,  akciğer kanseri, prostat kanseri gibi.

Kanser ve Beslenme İlişkisi

Kanserin, kalıtımsal faktörler yanında sigara, alkol, toprak kirliliği, hava kirliliği ve besin kirliliği, yanlış beslenme gibi çevresel faktörlerin etkisinde oluştuğu bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda beslenme ve kanser arasındaki ilişki ortaya koyulmaktadır. Bazı besinler kanser yapıcı iken bazı besinler kanser önleyici maddeleri içerirler. Ayrıca, besinlere uygulanan pişirme ve saklama işlemleri ile de zararlı maddeler oluşabilir. Bununla birlikte, belirli besinler, uygun pişirme ve saklama yöntemleri ile zararlı kimyasal maddelerin vücutta kanser yapıcı etkilerini önleyebilirler. Unutmamalıyız ki, genetik faktörleri değiştiremesek bile sağlıklı ve dengeli beslenmeyi yaşam tarzı haline getirerek kanserden korunabiliriz.

Kanserden Korunmak İçin Sağlıklı Beslenme Önerileri

Yeterli Ve Dengeli Beslenelim

Her öğünde, mutlaka 4 besin grubunun(süt gurubu-et grubu- meyve-sebze grubu-ekmek grubu) bulunduğu dengeli beslenme tabakları hazırlanmalıdır.

İdeal Kiloya Ulaşalım

Fazla kilolu olmaktan kaçınılmalıdır. Eğer fazla kilolu iseniz diyetisyen tarafından hazırlanmış listeler ile ideal kilonuza ulaşınız.

Meyve Ve Sebze Tüketimini Artıralım

Günde en az 5 porsiyon sebze veya meyve tüketilmelidir. En az 2 porsiyonu yeşil yapraklı sebzeler veya portakal, limon gibi turunçgiller olmalıdır. Posa içerikleri sebebiyle kabuklarıyla yenilebilen meyve kabuklarıyla yenmelidir.Meyve ve sebzeler içerdikleri folik asit, A vitaminin ön öğesi olan beta-karoten, E, C, B2 vitamini, kalsiyum, potasyum, demir, magnezyum, posa ve vücuda zararlı maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olan antioksidan özelliğe sahip bileşiklerden bakımından zengindirler. Bu özellikleriyle Meyve tüketimi, özellikle akciğer, özofagus, ağız boşluğu, pankreas, mide, kolon, rektum, mesane ve larinks kanserlerine karşı koruyucudur.

Sağlıklı Tahılları Tercih Edelim

Rafine tahıllar(beyaz ekmek, beyaz un, beyaz pirinç) ve saf şeker yerine tam taneli tahıllar tercih edilmelidir. Tanenin tamamını içeren tam tahıllar, besleyicilik ve fitokimyasal bileşenler açısından zengindir. Birçok çalışma, tam tahıl tüketimi ile kardiyovasküler hastalık, kanser, tip II diyabet ve obezite gibi birçok kronik hastalık riski arasında ters orantılı bir ilişki göstermektedir.  Ayrıca kepeği ve özü ayrılmamış tahıl ürünleri, kuru baklagil, taze sebze ve meyve tüketilmesi posa (lif ) alımını artırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlayarak kolorektal kanserinin önlenmesinde yardımcı olur.

 

 

Yağ Tüketimini Sınırlayalım

Yapılan araştırmalar yağın kanser riskini artırdığını göstermektedir. Her türlü yağın, özellikle hayvansal yağın fazla alımı başlıca meme, prostat, testis, rahim, yumurtalık ve kolorektal kanserlerinin oluşum riskini artırmaktadır. Bu nedenle beslenmemizde düşük yağlı ve yağdan fakir besinleri tercih edelim.

Egzersiz Yapalım
Obezite; meme, kolon, safra kesesi ve uterus kanseri ile ilişkilidir. Vücut ağırlığını sağlıklı beslenme ve egzersiz ile kontrol edelim.

Alkol Kullanımını Azaltalım
Alkol tüketimi, özellikle fazla miktarda tüketenlerde, karaciğer kanseri, kolorektal kanseri riskini arttırır.

Sigarayı Hayatımızdan Çıkaralım
Alkol alımı sigara ile birleştiğinde; ağız, gırtlak, boğaz ve yemek borusu kanseri risklerini artırıcı etki göstermektedir. Sigara kullanımının akciğer kanserine yol açtığını ve akciğer kanseri ölüm oranlarının yüksek olduğunu unutmayalım.

Tuz Kullanımı Sınırlayalım
Tuzlu tüketme alışkanlığı mide kanseri riskini arttırabilmektedir. Vücudumuzun ihtiyacı olan tuzu besinlerden aldığımız için ek olarak aldığımız tuzu günde 5 gram ile sınırlayalım.

Sağlıklı Pişirme Yöntemlerini Tercih Edelim

Besinlerin tütsülenmesi, tuzlanması, nitrat, nitrit ve başka kimyasalların eklenmesi ve işlenmesi sırasında bazı kanser yapıcı maddeler açığa çıkmaktadır. Yine etin kömür ateşine teması bu kanserojen maddelerin açığa çıkmasına sebep olmaktadır. Bu yöntemlerin kullanıldığı besinleri fazla tüketen bireylerde mide kanserine rastlanmaktadır.

Besinlerin aşırı saflaştırılması posanın ve antioksidanların kaybına sebep olmaktadır. Bu sebeple rafine tahıl değil tam tahıllar tercih edilmelidir.

Besinlere fazlaca baharat eklenmesi sonucunda sindirim sistemi tahriş olabilir. Örneğin; fazla acı biber tüketimi mide kanserine sebep olabilir.

Nemli ortamda saklanan besinler küflenir ve bazı küfler toksin üretir bunlar karaciğer kanserine sebep olur.

 

 

Uzm.Dr.Feyza MUTLAY

Dahiliye Uzmanı 

Kanser bir organizmadaki hücrelerin kontrolsüz bir biçimde bölünmesi ve çoğalması ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Tek bir organı etkileyebildiği gibi uzaktaki  organlara da yayılarak etkisini gösterebilir.

Kanser önemi giderek artan bir sağlık ve yaşam sorunu durumundadır. Ölüm nedeni olarak, kalp ve damar hastalıklarının hemen ardından gelmektedir. Yurdumuzda hem erkeklerde hem kadınlarda en sık rastlanan ve ölüme neden olan kanser türü akciğer kanseridir. 2. sırada ise erkeklerde prostat kanseri, kadınlarda ise meme kanseri gelmektedir.

Kanserin sebebi henüz kesin olarak bilinmemektedir. Kanser için risk faktörleri yaşam şekillerine, yaşa, cinsiyete ve aile öykülerine bağlı olarak değişir.

Modern tıbbın amacı kanseri oluştuktan sonra tedavi etmektense henüz ortaya çıkmadan engellemektir. Bu nedenle koruyucu önlem olarak sigara başta olmak üzere tütün ürünlerinin kullanımının bırakılması, alkol tüketimini sınırlamak, yeterli vitamin ve mineral desteği almak, güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmamak kanserin oluşmasını engellemek açısından önemlidir.

Hava kirliliği olan bölgelerde kanser gelişme sıklığının %10 daha fazla olduğu bildirilmiştir. Sigaraya bağlı en sık gelişen kanser akciğer kanseridir. Sigaraya bağlı ağız içi, yemek borusu ve böbrek kanserlerinin de sıklığının arttığı bilinmektedir. Alkol alan hastalarda karaciğer, kalın barsak ve meme kanseri arasında doğrudan ilişki olduğu gösterilmiştir. Radyasyona maruz kalmak birçok kanserin gelişiminde rol alır.

Kanserin belirtileri köken aldığı doku ve organlara göre değişir. Memede veya vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan şişlik, iyileşmeyen yaralar, uzun süreli ses kısıklığı veya öksürük, yutkunma güçlüğü, ben ve siğillerde meydana gelen büyüme, kanama ve renk değişikliği kanserin habercisi olabilir.

Sağlıklı insanlarda tarama programlarının rahim ağzı, meme ve kalın barsak kanserlerinin erken tanısında faydalı olduğu gösterilmiştir. Meme kanseri taramasında 40 yaşın üzerindeki kişilerde her yıl mamografi çekilmesi önerilmektedir. Kalın barsak kanser taramasında 50 yaşın üzerindeki kişilerde her yıl dışkıda gizli kan bakılması, 5 yılda bir kolonoskopi yapılması önerilmektedir. Rahim ağzı kanseri taramasında yıllık sürüntü örneği ile test edilmesi önerilmektedir.

 

Kanserin iyileştirilebilir olduğunu ve bu oranın erken teşhis ile doğru orantılı olduğunu unutmamalıyız. Kanserin belirtileri konusunda uyanık olmalı ve bu belirtileri herhangi birini farkettiğimizde doktora başvurmalıyız. 

 

 

 

 

Opr.Dr. Osman Samet GÜNKAYA

Kadın Hastalıkları Uzmanı

 

RAHİM AĞZI KANSERİ (SERVİKS KANSERİ)

50 yaş civarı görülmektedir, son yıllarda genç kadınlarda görülme sıklığı artmıştır.Yumurtalık ve rahim kanserinden daha genç yaşta görülmektedir.Gelişmiş ülkelerde smear testinin yaygın ve uzun süreli kullanımı bu hastalığın oranını düşürmektedir.

Risk faktörleri:

·         Genç yaşta evlenmek

·         Erken yaşta cinsel yaşamın başlaması

·         Sigara kullanımı

·         Çok sayıda partner yada eşinin çok sayıda partnerinin olması

·         Çok sayıda çocuk sahibi olma

·         En önemli risk faktörü HPV enfeksiyonu geçirmiş olmak (Rahim ağzı kanserlerinin %98’inde bu enflasyon saptanmıştır.)

Belirtileri: Erken belirtisi yoktur.Geç dönemlerde kanlı akıntı, ilişki sırasında kanama ve düzensiz adet kanaması olabilmektedir.

Korunma:Korunmada en önemli yöntem HPV aşısıdır(%70 koruma sağlamaktadır). Tek eşli olmak ve güvenli olmayan ilişkilerde mutlaka prezervatif kullanılmasıdır.

       Rahim ağzı kanserinin tarama testi mevcuttur, tanının erken teşhisinde en önemli yöntem en az 3 yılda 1 kez yapılam smear testi veya 5 yılda bir yapılan HPV DNA ve smear testinin aynı anda yapılmasıdır.

       Erken dönemde yakalandığında tedavi oranı %100’dur.

 

RAHİM KANSERİ (ENDOMETRİYUM KANSERİ)

Genellikle menopoz sonrası ortaya çıkmaktadır. Dünyada ve Türkiye’de en çok görülen üreme sistemi kanseridir.

Risk faktörleri:

·         Doğum yapmamış olmak

·         Geç menopoz (50yaşından sonra menopoza girmek)

·         Şişmanlık ve tansiyon yüksekliği

·         Meme, yumurtalık ve kalın barsak kanseri geçirmiş olmak

·         Doktor önerisi dışında hormon kullanımı

Belirtileri: Menopoz sonrası vajinal kanama olması, adet gören kadında ise düzensiz kanamaların ve ara kanamaların olmasıdır.Bu belirtilerden dolayı erken tanı konulabilen bir kanserdir. %75’i erken dönemde yakalanır.

Korunma: Düzenli aralıklarla jinekolojik muayene ve ultrasonografi yapılmasıdır.

Tanı: Rahimden örnek(parça) alınarak konulur.

 

YUMURTALIK KANSERİ (OVER KANSERİ)

Bir kadının hayatı boyunca yumurtalık kanserine yakalanma riski %1-2’dir.

Risk faktörleri:

·         Doğum yapmamış olmak

·         Erken adet görme

·         Geç menopoza girme

·         Ailesinde genetik geçişli meme kanseri olması

·         Meme veya rahim kanseri geçirmiş olmak

Belirtileri: Hastalık erken belirti vermez. Belirti verdiğinde tümör genellikle ileri evrededir.

Korunma: En önemli korunma yöntemi düzenli aralıklarla jinekolojik muayene ve ultrasonografi yapılmasıdır.

      Doğum kontrol haplarının 2 yıl kullanılması %50, 5 yıl kullanılması %70 oranında yumurtalık kanserinden koruma sağlamaktadır.

 

 

Uzm.Dr. Erol ÇAĞLI 

Göğüs Hastalıkları Uzmanı

 

 

 

 

 

 

Akciğer Kanseri

Günümüzde nispeten sık görülen akciğer kanseri bundan yaklaşık 1 asır önce son derece nadir görülen bir hastalıktı ve 1878 yılında yapılan bir çalışmada otopsi serilerinin yalnızca %1’inin akciğer kanserli olgulardan oluştuğu tespit edilmişti. Zamanla bu oran arttı ve 1918 yılında akciğer kanserinin tüm kanser vakaları arasında görülme oranı 10 kat, 1920’lerde ise 14 kat arttı. Günümüzde erkeklerde yeni tanı kanser olgularının %13’ü, kadınlarda yeni tanı kanser olgularının %12’si akciğer kanseridir. Erkeklerde prostat kanserinden sonra en sık görülen, kadınlarda ise meme kanserinden sonra en sık görülen kanser türü akciğer kanseridir. ABD’de kanser ölüm nedenleri sıralamasında hem erkek hem de kadınlar arasında ilk sırada yer almaktadır. Yine bir araştırma sonucuna göre kanserler içerisinde en düşük sağ kalım yüzdesi pankreas tümörlerinden sonra akciğer kanserlerinde görülmektedir.

Sağ kalım üzerine etki eden faktörlerin başında tümörün evresi gelmektedir. Ne yazık hastaların yaklaşık yarısı ileri evrede tanı almaktadır. Mesleki karsinojenlerle temasın %10, radon gazının %10, hava kirliliğinin %1-2 oranında sorumlu olduğu tespit edilmiştir. Ancak halen en büyük etmen sigaradır ve sigara içen bireyde akciğer kanseri gelişme riski sigara içmeyenlere göre 20 kat artmıştır. Bu risk ortalama tüketim, tüketim süresi, başlanan yaş, tütünün türü, dumanın içine çekme şekli ve bırakılan yaş gibi ek faktörlere göre değişkenlik gösterir. Sigara içmeye başlama ile kanser oluşma süresi arasında geçen süre 20 ile 30 yıl arasında değişir. Pasif içicilikte  (sigara dumanının sigara içmeyenler tarafından solunması) akciğer kanseri gelişiminde önemli bir etmendir. Eşi sigara içen kadınlarda eşi sigara içmeyen kadınlara oranla %30 daha fazla akciğer kanseri görülmektedir. Diğer etiyolojik faktörler ise radyasyon, silika tozuna maruziyet (2 kat), asbest maruziyeti, KOAH (3-4 kat), pulmoner fibrozis, beslenme (diyetinde yüksek miktarda sebze ve meyve tüketenlerde akciğer kanseri gelişme riski daha düşüktür), düşük vücut kitle endeksi olarak sıralanabilir. Genetiğin de akciğer kanseri gelişiminde etkili olduğu gösterilmiştir.

Akciğer kanseri her ne kadar sinsi gidişli olsa da bazı semptomlar bize hastada akciğer kanseri gelişimini düşündürmektedir. Özellikle 3 haftadan uzun süren öksürük veya geçmeyen, giderek kötüleşen öksürük, kanlı balgam çıkarma,  yeni gelişen nefes darlığı, diyette değişiklik olmamasına rağmen kilo kaybı gelişmesi, göğüste sürekli ve yer değiştirmeyen ağrı, ses kısıklığı gelişmesi, sürekli tekrarlayan veya tedavi ile düzelmeyen bronşit veya zatürre, deri yüzeyine yakın yerlerde özellikle lenf bezlerinin bulunduğu yerlerde şişlik gelişmesi durumunda en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerekmektedir.

Akciğer kanserinin kesin tanısı biyopsi ile konur. Biyopsi için bronkoskopi (ucunda kamera bulunan bir cihaz), iğne biyopsisi (cilt üzerinden akciğere batırılan iğne vasıtası ile) veya lenf nodu biyopsisi yöntemleri kullanılmaktadır. Metastaz (yayılma) durumunda yayılan organdan yapılan biyopsi ile de tanı konulabilir. Ayrıca hastalığın tanı konulmasında Akciğer Grafisi, Akciğer Tomografisi, Beyin MR’ı, Kemik Sintigrafisi, PET Tomografi, Batın Ultrasonografisi gibi yöntemler de tanı koyma ve evrelemede yardımcı yöntemler olarak kullanılabilir.

Tedavi hastaya göre planlanır ve her hasta ayrı bir vaka olarak değerlendirilir. Akciğer kanseri olgularında hastaya multidisipliner (birden fazla klinikçe) olarak değerlendirilir ve en uygun tedavi planlanır. Yine de en etkili tedavi erken evrede tanı konması durumunda cerrahi tedavidir. Bunun dışında kemoterapi, radyoterapi, immünoterapi de diğer tedavi seçenekleri arasındadır. Tüm bunların yanında kaliteli hasta bakımının hastanın yaşamında en etkili yöntem olduğu da yapılan çalışmalarda gösterilmiştir.

Sonuç olarak etiyolojik faktörler dikkate alındığında akciğer kanseri yüksek oranda önlenebilir bir hastalıktır. Bunun için öncelikle tütün kullanımı olmak üzere tüm çevresel karsinojenlerden insanlığın korunması gerekir.

 

 

Opr.Dr.Ersoy UYSAL

Üroloji Uzmanı

 

   SIK  GÖRÜLEN ÜROLOJİK KANSERLER

1)MESANE KANSERİ

Mesane kanseri insidansı sanayileşme ile birlikte tüm dünyada giderek artmaktadır. 2009 yılı itibari ile ABD'de 70.980 yeni tanı, 14.330 ölüm izlenmekte ve kansere bağlı ölümlerde 6. sırada yeralmaktadır.Bindokuzyüzellili yıllardan beri özellikle son 20 yıl içerisinde mesane tümörü insidansı yılda %0.8 artmaktadır. İnsidanstaki bu artışa rağmen mortalitesi azalma eğilimindedir. Mortalitedeki azalma; yüzeyel mesane kanserlerinde intravezikal tedavi uygulanmasının yanında ilerlemiş ve metastaz yapmış mesane kanserinde cerrahi tedaviye kombine kemoterapinin yaygın olarak kullanılmasına bağlanmaktadır.

Mesane kanseri erkeklerde,  kadınlara  göre  2,5  kattan daha  fazla görülmektedir. Erkeklerde prostat, akciğer, kolorektal kanserlerden sonra % 6,2 oranı ile tüm kanserler içinde en sık görülen dördüncü kanserdir. Kadınlarda % 2,5 oran ile tümkanser olgularında sekizinci sırada görülen kanserdir. Beyaz ırkta daha fazla görülür. Ülkemizde ise Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre kanserler arasında üçüncü sırada rastlanmaktadır.Ortalama tanı yaşı erkekler için 69, kadınlarda ise 71’dir. Genitoüriner tümörler arasında ikinci en sık ölüm sebebidir. Mesane tümörlerin sıklığı bölgelere ve ülkelere göre değişmektedir. ABD ve İngiltere de mesane kanseri riski yüksek iken, Japonya ve Finlandiya'da bu risk düşüktür. Bu farklılıklar herediter ve çevresel faktörlerin yansımasınabağlıdır

Mesane kanseri gelişimine ve progresyonuna sahip olduğu rapor edilen faktörler; mesleki kimyasallara maruz kalma, sigara, kahve, analjezik ya da yapay tatlandırıcı kullanımı, parazitik, bakteriel, mantar, viral enfeksiyonlar, mesane taşları ve genotoksik kemoterapötik ajanlar alınması olarak söylenebilir. Mesane tümörlerinde erken semptom daha iyi bir prognozun işaretidir. En sık gözlenen semptom ağrısız hematüridir.(idrarda kanama). Herhangi bir derecedeki hematüride; hematürinin diğer potansiyel sebeplerinden biri (böbrek taşı, bakteriyel sistit, v.b.) tespit edilmişse bile mesane kanseri açısından da değerlendirilmesi gereklidir.

Mesane kanserli hasta irritabl idrar yapma şikayeti ile de müracaat edebilir. Hastada sıkışma hissi, dizüri ve artmış idrar sıklığı gibi şikayetler olabilir. Bu semptomlar sıklıkla bakteriyel sistitin göstergesi olmasına rağmen; hematüri olsun yada olmasın, inatçı semptomlarda bakteriyel kültürün negatifliği, Tis gibi mesane kanserinin varlığı ihtimalini araştırmaya teşvik etmelidir.

2)PROSTAT KANSERİ

Prostat kanseri, yavaş ilerleyen bir kanser türü olmasına rağmen kansere bağlı ölümler arasında ilk üç sırada yer almaktadır.  Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde her yıl yaklaşık 200,000 erkek prostat kanseri tanısı aldığı bildirilmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye'deki prostat kanseri insidansı yüzbinde 37.6 olup erkeklerde ikinci en sık görülen kanser olarak belirtilmiştir. Türkiye'de her yıl yaklaşık 150.000 kişi kansere yakalanmaktadır.. Günümüzde hastalığın oluşturduğu yük, fatalitesi ve insidans hızındaki artış eğilimi ile prostat kanseri hem dünya hem de Türkiye için bir halk sağlığı problemi olarak görülmektedir. Prostat kanserinin insidansı ve ölüm oranları ülkeler arasında farklılık göstermektedir. Bu farklılığın iki major nedeni olarak genetik ve çevre şartlarının önemli rol oynadığı belirtilmektedir.Prostat kanseri, dünya üzerinde en sık ABD’ de görülmektedir ve yaşam boyunca dünyada her altı erkekten birinde prostat kanseri gelişmesi beklenmektedir.

.Literatürde en çok belirtilen olası etiyolojik faktörler şu şekildedir: Yaş: Prostat kanserinde yaş en önemli risk faktörüdür Diyet,ailesel kalıtım,hormonlar diğer etolojik faktörlerdir.

Prostat kanserinde erken tanı için 50 yaşından sonra yıllık psa takibi ve parmakla rektal muayne yaptırmak gerekmektedir.

 

50 yaş ve üzeri belirti göstermeyen kişilerde PRM ve PSA’ nın düzenli bir şekilde yaptırılması sonucu hastalığın erken tanısı ve tedavi sayesinde prostat kanserinden ölüm oranı azalmıştır 

 

 

Uzm.Dr. Emrah ÇALIŞKAN

Çocuk Hastalıkları Uzmanı

 

Çocuklarda kanser erişkinlere oranla daha sık görülmektedir. çocukluk çağı kanserleri en sık ilk 5 yaşta ve 10-15 yaş döneminde görülmektedir. çocuklarda en sık görülen kanserler sırası ile; lösemiler, lenfomalar, beyin tümörleri, yumuşak doku tümörleri , kemik tümörleri , bazı organ tümörleridir.

Türkiyede ve dünyada çocukluk çağında görülen kanserlerin % 30’ unu lösemi oluşturur.Geri kalan % 70 içinde ülkemizde ikinci sırada lenf bezi kanserleri( hodgkin ve hodgkin dışı lenfoma ) yer almaktadır. bunları sırasıyla sinir sistemi tümörleri, nöroblastoma, Wilms tümörü ve yuşumak doku sarkomları(rabdomiyosarkom) izlemektedir.

Çocukluk kanserleri çok hızlı çoğalan ve büyüyen kanserlerdir. belli bir süre içerisinde hızla büyüyüp belirgin hale gelirler. Hızlı büyüdükleri için de ilaç tedavisi(kemoterapi) ve ışın tedavisine (radyoterapi) duyarlıdırlar. Bu nedenle çocuk kanserlerinin üçte ikisi tamamen şifa bulmaktadır. Tedavinin kesilmesinden 2-3 yıl geçmiş ve kanser tekrarlamışsa hasta tamamen iyileşmiştir.

1950’li yıllarda % 5-10’u iyileştirebilen çocukluk çağı lösemilerinin günümüzde % 80 ‘i şifa bulmaktadır. çocukluk çağı lenfomaları  % 80-90 oranında iyileşmektedir. Kemik tümörü olan osteosarkom  ve ewing sarkom erken yakalanmışsa % 60, böbrek tümörü olan wilms tümörü % 90 oranında iyileştirebilir.

Erişkin kanserlerinde olduğu gibi çocukluk kanserlerinde de yapısal ve çevresel nedenlerin rol oynadığı bilinmektedir. Ailevi yatkınlık, doğumsal hastalıklar, doğumsal anomaliler, gen bozuklukları, bağışıklık sistemi bozuklukları başlıca yapısal nedenlerdir. Çevresel nedenler arasında ise; fizik (radyasyon), kimya (ilaç, endüstri tarım ürünleri), virüsler ve beslenme gibi faktörler yer almaktadır.

Akraba evlilikleri çocukluk çağı kanserlerinde önemli bir faktör olduğundan, korunmanın başlıca yollarından biri akraba evliliklerinin önlenmesidir.

Kanser ve yanı sıra pek çok hastalık açısından, doğum anından itibaren çocuğun güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olması için gereken tedbirlerin ihmal edilmemesi gerekir. Bunların başlıcaları doğru beslenme, temizlik ve çocukluk aşılarıdır.

Çocukluk çağında görülen kanserler açısından uyarıcı nitelikte olan belirti ve bulgularla karşılaşıldığında geç kalınmadan doktora başvurulmalıdır. Çocuklarda kanserlerin 8 uyarıcı belirtisi şu şekilde sıralanabilir:

1)    Çürüklerin kolay oluşması, diş etleri, burun ve ciltte tekrarlayan kanamaların görülmesi

2)    Nedeni henüz tespit edilememiş yorgunluk, bitkinlik ve halsizlik

3)    Baş ağrısı ve bu ağrıya sabahları mide bulantısı olmaksızın kusmanın eşlik etmesi

4)    Nedeni açıklanamayan ve uzun süreli ateş

5)    Diyet yapmaksızın son altı ayda %10’dan fazla kilo kaybetmesi

6)    Boyun, karın veya vücudun herhangi bir yerinde şişlik ortaya çıkması

7)    Kemik ve eklemlerde uzun süren ağrılar

8)    Bebek ve çocuklarda “lökokori” denilen kedigözü görüntüsünün ortaya çıkması. Günümüzde nerdeyse bebeğin her anının fotoğraflandığı dikkate alındığında bir göz tümörü olan retinoblastomun erken tanısı daha kolay olabilir. Fotoğraflarda bebeğin göz bebeği beyaz ise bu durum önemsenmeli ve mutlaka araştırılmalıdır.

Çocuklarda kanserin semptom ve bulguları birçok sıradan çocukluk çağı hastalıklarında da görülebilir. Bu nedenle hemen kaygıyla yaklaşılmamalıdır. Ancak olağandışı seyir gösteren belirtilerin olması durumunda mutlaka bir çocuk doktoruna başvurulması gerekmektedir. Hastalığın erken teşhis edilmesi, daha kısa sürede ve başarılı bir şekilde tedavi edilmesini sağlayacaktır. Çocukluk çağı kanserleri teşhis edildikleri andan itibaren aile ve çocuk için uzun soluklu bir sürecin başlangıcıdır. Bu süreç tam teşekküllü bir onkoloji merkezinde, alanında deneyimli hekimler, psikologlar, sosyal gelişim uzmanları ve diğer çocuk hastalıkları branşlarının ortak çalışması sayesinde daha başarılı ve daha kolay yönetilebilir hale gelmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Akgün Yazılım © 2013